Mert Aslan'ın ________Gördükleri, ______________Okudukları __________________Yaşadıkları...

UZAYDA HAYAT YOKSA BU GÜZELLİKLER KİMİN İÇİN YARATILMIŞ?

18/5/2009 · Kategori: Bilim

Evrende Yalnız Biz Varsak, Allah Bu Güzellikleri, Bu Kadar Alanı Boşa mı Yarattı?....



 




























 

 

 

 

 
















 






















 

 

 


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MARS GEZEGENİ

9/5/2008 · Kategori: Bilim

 MARS GEZEGENİ
 
Mars güneşe yakınlık bakımından dördüncü gezegendir ortalama güneş mars uzaklığı227.4 milyon kilometredir. Gök yüzünde kırmızı renkte görünür ve kendisine ait bir atmosferi vardır. Büyüklük olarak yaklaşık dünyanın yarısı kadardır (yarı çapı 3200 km). Gündüz ekvator sıcaklığı 10 C° civarlarına ulaşır, fakat atmosferi bu sıcaklığı tutabilmesi için yeterli olmadığından, geceleri sıcaklığı -75 C° 'ye kadar düşer. Kutuplarındaki sıcaklık ise -120 C° kadardır. Marstaki atmosfer basıncı altında bu sıcaklık CO2 'nin donma sıcaklığı olduğundan kutuplarda CO2 buzları bulunmaktadır. Mars günü dünya gününden yalnızca yarım saat daha fazladır fakat dünyaya göre güneşe daha uzak olduğu için bir yılı 687 gündür. Marsı atmosferinde dünyadakine benzer olarak H, O, CO ve CO2 belirlendiği halde dünyada bol olarak bulunan Ni bulunmamaktadır. 1877 yılında marsın iki uydusu bulunmuştur. Bunlar ancak çok iyi teleskoplarla gözlenebilen Phobos ve Deimos tur.

Bilindiği gibi yıllarca Marsta yaşam olduğu düşünülmüştü, bu teori için gerçekten geçerli sebepler vardı. Marsta da dünyadaki gibi eksen eğikliği olduğundan mevsimler oluşur. Değişik mevsimlerde yer kabuğunun değişik renkler alması yıllarca astronomların marsta bitkisel yaşam olduğuna inanmalarına neden olmuştur. Ayrıca mars yüzeyinde yer alan geniş kanalların marslı yaratıklar tarafından kutuplardan ekvatora su götürmek için yapıldığı sanılmaktaydı. Fakat ilki 1965'de olmak üzere yollanan bir çok uzay sondası sayesinde marstaki bu kanalların tamamen kendiliğinden var olduğu anlaşılmıştır.

Mars yüzeyi de ay yüzeyi gibi volkanik ve çarpma kraterleriyle doludur. 1965'den başlayarak yollanan uzay sondaları sayesinde elde edilen yüzey şekillerine isimler verildi. Tharsis bölgesinde artık etkinlik göstermeyen Olympus Mons, Ascraeus Mons, Pavonis Mons ve Arsia Mouns volkanları marsın en dikkat çekici yüzey şekilleridir. Bu volkanların çevresinde meteorların açtığı kraterlere rastlanmaz. Çünkü buradaki kraterler zamanla lav ile dolmuştur. Ayrıca ekvator bölgesinden başlayarak 3000 km doğuya doğru uzanan bir vadi, sonra kuzeye kıvrılarak Chryse'ye varır. Bu vadi bazı yerlerde 100 km genişliğe ve 6 km derinliğe sahiptir. Bu denli bir vadinin yalnızca akarsular tarafından oyulabileceği düşünülmektedir. Bu da daha önce Mars yüzeyinde suyun var olduğuna inanılmasını sağlamıştır.


Özellikleri :

Güneşe Olan Uzaklığı 227.400.000 km
Yarı Çapı 3200 km
Kütlesi 0.64 x 1024 kg
Yoğunluğu 3933 gr/cm3
Atmosferik Basınç ----
Sıcaklığı -25 C°
Görünür Parlaklığı 1.2 m
Güneş Etrafında Dönme Süresi 687 gün
Kendi Ekseninde Dönme Süresi 25 saat
Dönme Hızı 24.13 km/sn


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BEYNİMİZ VE BİZ

4/5/2008 · Kategori: Bilim

                                                

BEYNİMİZ NASIL ÇALIŞIR?

 

Tarihçe: Günümüzden 2000 yıl kadar önce beynimiz hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmiyordu. Hatta aklın bedenin bir parçası olduğu dahi kabul edilmiyordu. En ünlü filozoflardan olan ve modern bilimin kurucusu sayılan Aristo bile duyu ve hafıza merkezinin kalpte olduğunu savunuyordu. Rönesans'a gelindiğinde aklın başta olduğu biliniyor ancak beyin bir muamma olarak kalıyordu.

Ancak 20. yy.'ın ikinci yarısında itibaren beyinle ilgili bilgilerimiz artmaya başladı. Kaldı ki 30'lu 40'lı yıllarında bile beynin basit bir makine gibi çalıştığı düşünülüyordu. Bir taraftan birkaç bilgi giriyor, beyinde işleniyor sonra da uygun kutulara yerleştiriliyordu. Hepsi bundan ibaretti.

Oysa son yıllarındaki araştırmalar sonucu, beynin zannedilenin aksine son derece karışık ve sandığımızdan çok daha yetenekli olduğu ortaya çıktı.

 

BEYNİN YAPISI

 

Biyolojik olarak incelendiğinde beyin; alt beyin, üst beyin ve sinir sistemi olarak üç kısımdan oluşmuştur. İnsan beyninin farkı da üst beynin gelişmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bundan sonra beyin diye bahsedeceğimiz kısım bu "üst beyin" olacaktır.

Önceleri beynin büyüklüğünün zeka gelişimindeki ana faktör olduğu düşünülmüştü. Ancak gözlemler bunu doğrulamadı. Sonra beynin kıvrımlarının gösterdiği artışın zekanın asıl kaynağı olduğu saptandı. Bu kıvrımlar her hücrenin diğer hücrelerle yapmış olduğu birleşmeler arttıkça, fazlalaşıyordu.

Çarpıcı bir benzetmeyle insanı bir bilgisayara benzetirsek beş duyumuz klavyeyi, bilinçaltımız hard diski temsil etmektedir.

Davranışlarımız ise hard diskten ve klavyeden gelen bilgilerin görüntülendiği monitöre benzetilebilir. İç programlarınız ne ise davranışlarınız bunların hayata yansımalarıdır.

 

 

ÜST BEYNİN YATAY GÖRÜNÜŞÜ

 

 

 

60'lara doğru Roger Sperry beynin sağ ve sol yarılarını birleştiren "Corpus Callosum" adlı parçayı çıkararak bir deney yaptı. Duyulan ilginçti...

Beyin iki yarıya ayrılmıştı. Birbirine çok benzeyen bu iki yarı acaba bir bütünün parçaları mıydı, yoksa birbirine uyum içinde işleyen iki ayrı beyin gibi mi çalışmaktalar dır?

Daha sonraki yıllarda Robert Ornstein, öğrencileri üzerinde farklı entelektüel süreçlerde beynin yaydığı duyuları inceledi. Sonuç şaşırtıcıydı...

Beyin temel entelektüel işlevler bakımından sanki iki ayrı parçaymış gibi davranıyordu. Buna göre;

1) SAĞ BEYİN : Bedenimizin sol yanını kontrol etmektedir.

2) SOL BEYİN : Bedenimizin sağ yanını kontrol etmektedir.

 

Beynin iki yanı biyolojik olarak birbirine benzer.

 

 

 

Yapılan diğer araştırmalar da eksikleriyle aynı sonuçlar üzerinde birleşiyordu.

 

Bu arada; bu iki yarıdan birini yoğun olarak kullanırken diğerini ihmal eden kişilerde; performans eksiklikleri gözlemleniyordu. Ancak bu "zayıf" yarının geliştirmesi şaşırtıcı sonuçları beraberinde getiriyordu.

Yani "sağ + sol" "1 + 1" gibi aritmetik bir toplam gibi değil belki beş-on kat performansı artırıyordu. Sonuçlar; bu iki yarının uyumlu çalışması ve aralarındaki fizyolojik ilişkilerin artırılmasının önemini vurguluyordu.

Düşündüğümüz zaman hepimizin klasik eğitim sisteminden geçtiğimizi görüyoruz. Bu sistem daha çok sol yarı ağırlıklı akademik bilgilere prim vermektedir. Bunun yanında sağ yarı faaliyetleri ikinci plana atmaktadır.

Örneğin matematik, dil gibi dersler ana derslerken, resim, müzik gibi dersler ara derslerdir. İlk saydığımız derslerden başarılı olanlar zeki olarak nitelenirken diğerlerinde başarılı olup matematik veya dilde başarılı olmayanlar pek de zeki olarak tanımlanmazlar.

Oysa zaten bilgisayarların matematik ve mantık işlemlerinin çoğunu yapabildiği günümüzde bunlardan daha değerli bir özellik karşımıza çıkar. "YARATICILIK" Yeni fikirler oluşturma, orijinallik, hayal gücü gibi tamamıyla insani değerler zihnin yaratıcılığını ortaya koyar. Bilgi dünyasına yolculuk ettiğimiz günümüzde artık esas fark bu noktadır. Yani geleceğin başarılı insanları; yaratıcılığa, esnekliğe, vizyona ve hayal gücüne sahip olan insanlar olacaktır.

 

Eğitim sistemi ise bu hedefe ulaştırmaktan çok insanı sol yarı işlevlerine hapsetmektedir. Bir ilkokul öğretmeninin anlattığı şu örnek, yaratıcılığın yitimini tespit etmektedir. İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin resimleri incelendiğinde her birinde orijinallik ve yakın bir yaratıcılığın izleri görülmektedir. Öğrenciler dördüncü sınıfa geldiklerinde ise tek düzeliğini ve kendini birilerine beğendirme arzusunun yoğunlaştığı - elma

 

ÖĞRENME VE EĞİTİMDE SAĞ BEYNİN ÖNEMİ

 

*Çağımızın bilimsel ve teknik gelişmelerinde sol beynin çok önemli bir yeri olduğu kabul edilmektedir. Eğitimde bilgi, yabancı dil, tarih, matematik sol beyni gerektirir. Bu yüzden sol beyin çalıştırılır.

*Okul öncesi çocuklar daha çok renkler ve görüntülerle düşünebilme gibi dış etkilere daha açık ve çok farklı fantezilere sahiptir. Fakat okulda bu özellikler bastırılınca, sol beyin aşırı zorlanır ve sağ beynin bazı fonksiyonlarını da yüklenmek zorunda kalır. Bu arada zayıf kalan sağ beyin hırçınlaşınca çocuklarda bir takım ruhsal dengesizliklerin başladığı uzmanlarca görülmüştür.

*Aynı zamanda beyinlere dolan bu bilgi fazlalığından fazla körelirler. Bu aşırı yükleme sonucunda çocuklarda üretkenlik, merak ve öğrenme istekleri yok olur.

*Sağ beyin eğitilmediğinden, insanların yaşamlarında aslında sağ beynin gerekli olduğu durumlarda çalışmalar daima sonuçsuz kalır.

 

BEYNİMİZİN SOL VE SAĞ LOBLARININ FONKSİYONLARI

 

*Beynimizi sol yarı kelimelerle düşünür, sol beynin anahtarı kelimelerdir, yani sol beyin kelimelerle çalışır.

*Sağ beyin anahtarı da görüntülerdir. Yani görüntülerle çalışır. Beynimizin sağ yarısı daha çok duygusal algılamalar ve görüntülerle çalıştığında bu bölümde olanları her zaman bilinçli olarak açıklamayız ve tanımlamayız.

*Her iki anahtarı da çalıştırmalıyız. Beynimizin her iki yanını aldığımız kararlara aktif olarak katmadığımızda, hayatımızda birçok iniş ve çıkışlar meydana gelir.

 

 

 

MANTIKSAL SOL BEYİN

 

*Yazma işini sözcüklerle yapar.

*Zor ve karmaşık bağlantıları zorlukla ve adım adım verileri yerine yerleştirerek koyabilir

*Kesin bir zaman sınırlaması içinde, yani adım adım düşünebilir. *Bir bütüne yoğunlaşamaz.

*Sol beyin her şeyi bir anda algılayamaz. *Beynimizin sol yanı bir problemi dikkatle çözer ve sonuca ulaştığından sonucu kendine göre olumlu olarak görür.

 

DUYGUSAL SAĞ BEYİN

 

*Dili en çarpıcı, ince tanımlama ve sembollerle duyusal ayrıntılarla inceler.

*Sağ bölüm zor ve karmaşık bağlantıları kavrayabilir ve doğru tepki verebilir.

*Adım adım düşünmez ve bütün üzerine yoğunlaşır. . *Birçok değişik şeyi aynı zamanda "hepsini bir bakışta" işler. *Fakat duyusal uyarı ve işaretleri değerlendiren sağ yan, korku ve

endişe içinde olabilir.

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

LİTYUM ATOMU

24/4/2008 · Kategori: Bilim

 

Lityumu ilk olarak 1817 yılında JOHANN ARVEDSON tarafından  keşfedilmiştir. İlk saf olarak izolasyonunu ise W. T. BRANDE ve HUMP HREY DAVY tarafından lityum oksitten elektroliz yoluyla gerçekleştirilmiştir.

 

Lityum, sembolü "Lİ", atom numarası "3" olan kimyasal bir elementtir. Periyodik tabloda 1. grupta alkali metal olarak bulunur ve yoğunluğu en düşük olan metaldir.

 

Lityum, doğada saf hâlde bulunmaz. Yumuşak ve gümüş suyu beyazı bir metaldir. Havada bulunan oksijenle reaksiyona giren lityum oksit (LiO2) olmuştur. Bu oksitlenme reaksiyonunu engellemek için yağ içinde saklanır. Hava ve su tarafından hızlı bir şekilde oksitlenip kararır ve lekelenir.

 

Lityum metali, doldurulabilir pillerde (cep telefonu ve kamera pili...), ağırlığa yüksek direniş göstermesi sebebiyle hava taşıtlarında kullanılır.

 

Li+ iyonunun nörolojik etkilerinden dolayı lityumlu bileşikler farmakolojik olarak sakinleştiricilerde ve ilaçlarda, seramik ve cam yapımında kullanılır.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!




More Cool Stuff At POQbum.com