Mert Aslan'ın ________Gördükleri, ______________Okudukları __________________Yaşadıkları...

TATİLE MERHABAAAA!!!!!!!!!!

14/6/2009 · Kategori: Yazilar

           Nihayet tatil geldi. SBS’de terledik ama tatile de kavuştuk. Moralimi bozmak istemiyorum. Dilerim iyi bir yer tutturabilirim.


 

          Hoşçakal ilköğretim! Merhaba Lise!

 

HOŞÇA KAL İSLAHİYE! MERHABA İSTANBUL!

 

         İlköğretim 8. sınıfı amcam ve teyzemin yanında Gaziantep’in İslahiye ilçesinde Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda okudum. Diplomayı buradan aldım.

        

 

Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğretmen ve idarecilerine binlerce teşekkür! Arkadaşlarımı da unutmayacağım. Onları da çok seviyorum, hiç unutmayacağım.

 

Tatille birlikte İstanbul’a dönüyorum. İstanbul gözümde tütmeye başlamıştı.  Ama İslahiye’den de hoş anılarla ayrıldım.  Bütün sevenlerime ve sevdiklerime selam.

 

FOTO: ADEM AYDIN

 

Bu yıl, her ne kadar denize gidemesem de, kalbim hep oralarda kalacak.

 



SİZLERE DE İYİ TATİLLERRRRR!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

İLGİNÇ BİR HİKAYE: ARKADAŞLIK

18/5/2009 · Kategori: Yazilar

 

Kötü karakterli bir genç varmış.

Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermis.

"Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman

her sefer bu tahtaperdeye bir çivi çak" demis.

 

Genç, birinci (ilk) günde tahtaperdeye 37 çivi çakmış.

Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış

ve geçen her günde daha az çivi çakmış.

Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.

 

Babasına gidip söylemiş.

Babası onu yeniden tahtaperdenin önüne götürmüş.

Gence, "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için

tahtaperdeden bir çivi çıkart (sök)" demiş.

 

Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış.

 

Babası ona, "Aferin iyi davrandın ama bu tahtaperdeye dikkatli bak.

Artık çok delik var.

Bundan sonra geçmişteki gibi güzel olmayacak

Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir.

Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır.

Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin

ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak).

Bir arkadaş ender bir mücehver gibidir.

Seni güldürür yüreklendirir.

Sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur.

Seni dinler sana yüreğini açar" demiş.

 

Bu hafta arkadaşlık haftasıdır.

 

Sen de arkadaşlarına bu adresi gönder.

Sana gönderene bile gönder.

Elektronik posta sana döndüğü zaman ne kadar arkadaşın var öğreneceksin.

 

Sana iyi bir arkadaşlık haftası diliyorum.

Senin tahtaperdene koyduğum çivi için beni affet.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SÖZCÜKLER VE BİZ

1/6/2008 · Kategori: Yazilar


 

         Hiç düşündük mü? Gündelik yaşantımızda ayrımına varmadan ne kadar ve ne tür sözcükler dökülüyor dilimizden. Bu sözcükler, kaç farklı anlama dönüşebilir. Bizim A anlamında sarf ettiğimiz sözcükler, başkalarının algı evreninde B ya da C anlamlarına da çekilebilir mi?

         Sözcükler anlam katlarından oluşmuşlardır. Çoğu sözcük çok katlı bir anlamlar yumağı gibidir . tıpkı bir fidan gibi boy atar, gelişir ve meyvesini verir. Zamanla anlam ve düşünce evreninde dal budak salar.Yan, dip , derinlemesine ve yüzeysel  anlamlar kazanır.

         Bir bakarsınız, bu ağacın dallarından şiirler fışkırır yürek perdelerimizi aralayan. Bizleri duygu kervanlarının göç yollarına sürükler.

Bir  bakarsınız, düşünce okyanuslarının en derininde   insana ve dünyaya bakışımızı yönlendirir.

Bir bakarsınız, olaylar ve insanlar zincirinin dar halkasından bizleri geçirerek, coşkuların doruğuna ya  da hüzünlerin en dibine uçuruverir bir öyküde.

Bir bakarsınız, gönül ekranımıza yansıttığı canlar ve heyecanlarla  dünyanın bin bir birikimini sığdırıverir düşlerimize  roman sayfalarında.

Bir bakarsınız, insanların günlük ve sıradan ilişkileri içinde binlerce ciltlik kitabın anlatamadığı çelişkileri, insana özgü ve insansı kaygı, kuşku ve tasaları yaşatır bir tiyatro sahnesinde.

Sözcükler, düşünsel ve duygusal  yaşantımızın tuğlaları, eylemlerimizin, tutku ve coşkularımızın tutanakçılarıdırlar.

Sözcükler, söz ve yazı evreninin göklerinde bir parlayıp bir sönen anlam ışık küresinde duygu ve düşünce yıldızlarıdır.


Ali Ziya Çamur

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DÜŞÜNMEK VE İNSAN OLMAK

23/5/2008 · Kategori: Yazilar


       


Düşünmek insanı insan kılan bir yeti. İnsan, düşünceleriyle evreni yorumlar, irdeler ve çözümler. Düşünceler dünden bugüne, bugünden yarına yaşamımıza tutulan ışıklardır. Düşünceler yoluyla silik ve karanlık dünyamız aydınlanır, bulutlar dağılır, gerçeğin güneşi düşünce doruklarının ardından evrenimizi aydınlatır.

          

Düşünmek, yaşamı sorgulamaktır. Önümüze serilen yalan ve dolan harmanından gerçekleri ve doğruları arayıp bulmaktır. 

Düşünmek, insan bilincini genleştirir. Gördüklerimizi, izlediklerimizi, duyduklarımızı, okuduklarımızı ince eleyip sık dokuyarak doğru değerlendirmemizi sağlar. Önümüze konmak istenen basmakalıp düşünceler  ardındaki  doğruları ve eğrileri görmemizi sağlar.

Düşünmek, geçmişten geleceğe köprüler kurmaktır. Zaman ve mekân içine tutsak edilmek istenen gerçekleri bulmamızda baş yardımcımızdır. Düşünce yoluyla önümüze kurulmak istenen tuzakları fark eder,  önlemlerimizi alırız.

Düşünce, akıl ve bilim bahçelerinde açan kokusu ve rengi başkalarıyla kıyaslanamayan eşsiz çiçeklerdir. Bu  çiçekler, renk ve kokuca birbirine benzemeye başladığında düşünceler donuklaşır. Bu durum, insan iradesinin dogmalar karşısında eridiğini, yok olduğunu gösterir.


Düşünmek, her türlü dogmaya karşı kendi özgünlüğümüzü korumak, irademize sahip çıkmaktır. Bakıştan bakışa değişkenlik gösteren göreceli gerçekler arasından akla ve bilime yatkın olanını bulmaktır.

Düşünmek, dünyanın eksenine kendi varlığımızı koymaktır. Başkalarının çizdiği yollardan gitmek yerine, kendi patikalarımızı aramak ve bulmaktır. Başkalarının izlerini sürmek değil, kendi ayak izlerimizle kendi yolumuzu açmaktır.

Düşünmek, gökyüzünün altında kalan her varlığa kendi damgamızı vurabilmek; kendi bakışımızı belirleyebilmektir. Başka gözlerin eskittiği çizgilere değil, bir ucu beynimizde, diğer ucu yüreğimizde olan kendi çizgilerimize bakabilmektir.

Düşünmek,  deneme, tutku, ve arzuyla birleşince insanlığın mutluluk ve esenliğine yollar açar. Geleceğin ardında aydınlık belirmeye başlar. Yaşamın dar ve karanlık tünellerinin ucunda ışıklar sökün eder.

Düşünmek, insana saygıyı, evrene sevgiyi, güzelliğe özlemi pekiştirir. Yarına olan inancı keskinleştirir. İnsanlar arasındaki bağları güçlendirir. İnsan düşüncesine dadanan asalakları, ham ve dar görüşleri siler, temizler.

Düşünmek, anlayabileceğini araştırmak, aklın ve bilimin engin sınırları içinde özgürce yolculuk edebilmektir. Başkalarının istediğine göre değil, yalnız kendimiz için doğru olanı bulmak, kişiliğimizi özgürleştirmektir.

Düşünmek, fırtınalı bir denizde limanı görebilmek, karanlık bir gecede yıldızları sezebilmek, kızgın çölde vahayı bulabilmektir.

Düşünmek, kısaca insana yakışır biçimde, özgürce, insanca , dostça, uygarca yaşayabilmektir.

 

ALİ ZİYA ÇAMUR



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ŞİİRLERDE ANALARIMIZ

11/5/2008 · Kategori: Yazilar

     

  TÜM ANNELERİMİZİN 'ANNELER GÜNÜ' KUTLU OLSUN!



                         ŞİİRLERDE ANALARIMIZ

 

            Bu hafta anneler gününü kutladık. Bu haftayı da Aile Haftası olarak kutluyoruz. Anneler... Bütün kahrımızı ve sevdamızı çeken kutsal varlıklar. Anne deyince, Nazım’ın bir şiiri aklıma gelir hemen:

            “Analardır adam eden adamı

            Aydınlıklardır önümüzde giden

            Sizi de bir ana doğurmadı mı

            Analara kıymayın efendiler!”

           

            Evet, anala hâlâ kıyılmakta bugün. Japon anaları üzerine söylenmiş bu şiiri bugün Iraklı , Filistinli analar için söylüyoruz. Analara kıymak, salt onların fizikî varlıklarına zarar vermekle kalmıyor; evlâtlarına da kıymak analara kıymaktır. Vatanlarına kıymak, analara kıymaktır. Boşuna değildir, hani pek bilinen fıkrada asker Memet’in dediği gibi “vatan anamdır!” Anamsa vatan!....


      Afşar Timuçin, “Çocuklara Düşen” şiirinde annelerin vazgeçilmezliğini ve gerekliliğini şöyle döküyor dizelere.

         “Herkesin her yaşta

Dizinde ağlanacak bir annesi olmalı

Oradan bilinmedik uzaklara doludizgin

Çocuklardan da çocuk tahta atlarla

Aşılmaz dağları geçip ulaşmalı

 

Kapalı kapıların arkasında

Bekleşir ölü gözlü adamlar

Çocukluğu çarmıha germek için

Bunu bilen her çocuk annesinin dizinde

Tek o adamlara inat olsun diye

Bitmeyen sevinçleri uyumalı”


      Çocukluğun erişilmez günlerinden yaşanılan günlerin acı dokusuna çapraz çizgiler çekiyor Afşar Timuçin. Annelerin sevgi ve şefkat dolu bakışlarından gümüşî bir şafak aydınlığını dolduruyor gönlümüzün gözelerine.


    İlya Lagutenko, “İyice Yap Sen Beni” şiirinde, yaşanılan günlerin olumsuzluklarından yola çıkarak annesine istemlerini dile getiriyor:

Pencereleri kapat, çek perdeleri
Hırsızlar girmesin geceleyin...
Radyo mu, telefonu -şu zımbırtıları-
Kapat. Gün bitti, haydi, yatalım.
Belki şu an -uzaklarda bir yerde
Söylüyor jet uçaklar ürkünç şarkıları,
Ve hücuma kalkıyor piyade...
Ama uzaktayız ya, ve onların yaraları
Bize hiç gözükmez.
Akan musluk kadar hiçbir şey
Bizi sinirlendirmez.
Milletler bayrakların gururuna savaşıyor
Bizi ise en çok
Tramvay kalabalığı uyuz ediyor.
Yerine göre - evet; hayır - bir çok durumda...
Televizyonda da artık bi' şey yok,
Haydi, ışıklar açık kalmasın salonda.

Dikkatli ol, anneciğim, beni yaparken,
Büyüyünce güzel olayım.
Sesiz ol, anneciğim, beni yaparken,
Hiçbir zaman saldırgan olmayayım.”


       Şair, mutlu yaratılmasını istiyor annesinden. Pek çok açıdan mutlu, onurlu ve erdemli büyümemiz annelerimizin elinde değil mi.

 Bu noktada şair Bayram Balcı’nın söyledikleri ne kadar doğru: her insan biraz da annesinin yüzüdür” Ama onların da gücünün yetmediği pek çok şey yok mu? Savaşlar, kırımlar, açlıklar, soygunlar.... Bayram  Balcı, annelere karşı evlâtların sorumluluklarına da şiirsel bir dille değiniyor:

bulut topluyorum şehrin ormanından

susamışım nihaventim üstelik

çevirdim yüzümü hayattan

kopacak fırtınanın habercisiyim

 

bu şehre şimdi yağmur yağmazsa

annem bağışlamaz beni”


Öyleyse elbet bizim de annelerimize karşı

Sorumluluklarımız vardır. Bu sorumluluk, aynı zamanda hayata karşı sorumluluğumuzdur da.


      Soyguncunun, vurguncunu, cana kıyıcının annesine bakışını da Kemal Varol, “Avaz”  şiirinde somutluyor:

artık kesif kokularla anılıyor adım ve cismim
her kötülüğe varım artık: annem beni görmüyor

çünkü anneler bir gün icazet verir her çocuğa.        

            .........

melekler bakmasın diye uyurken örtünen annem
ben uzak yaşına gelince şimdi naz:

ah ki büyüttüm çocuklarımı başkalarına!”


Ali Çapan da savaş içinde yaşamaya

çalışan anaların kaygılarını döküyor dizelerine:

         “Anneler bile vazgeçmiş

Soğukta uyuyan bebelerin üstünü örtmekten,

Bebeğinin üşümesinden daha büyük korkular geçiyor yüreğinden.”


       Analarımız, ellerimizden tutarak yaşama adım attıran; yaşamın sarp yokuşlarında hep arkamızda dayanak olan analarımız... Kızgın güneşe karşı üstümüzde gölge;  şiddetli yağmura karşı tepemizde korunak olan analarımız.


       Lâfa, edebiyata gelince öyledir de ya yaşamda öyle mi? Anayasaya kadın-erkek eşitliğini yerleştirirken, pozitif ayrımcılığa karşı çıkılmasına karşı çıkıp yasayı budayanların anası kadın değil miydi?


    Her görüş,anlayış,bakış, ırk, din anayı kutsarken, biz hâlâ analarımızın “kadın” olduğu gerçeğini, anaya saygının kadına saygıyı gerektirdiğini anlayamıyoruz. Ne yazık!


                                       A. ZİYA ÇAMUR

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!




More Cool Stuff At POQbum.com